Ağacın Köklerine Kuşların Yuvasına

Öğretmenliğimin sekizinci senesiydi. Karlı bir kış sabahı ilk derse girdiğimde derin bir sessizlik karşıladı beni. Sınıfta yalnızca Fazlı K. isminde bir öğrencim vardı. Kalorifer peteğine iyice sokulmuş, dışarıyı seyrediyordu. Ayağa kalktı, sesime sessiz bir “günaydın”la karşılık verip tekrar kafasını pencere tarafına çevirdi. Ben de bana yakın pencerenin kenarına geçtim.
“Böyle dikkatli neye bakıyorsun?” diye sordum. Yine aynı ses tonuyla “Şu iki yaprağa hocam, ağaçta sadece iki yaprak kalmış.” dedi.
Gözlerimi onun baktığı yöne çevirdim. Bahçedeki küçücük ağacın ince dallarında karın ve rüzgârın yüküne inatla direnen iki yaprak asılı duruyordu. Bir an sessizce baktık o yapraklara. Sonra Fazlı’ya dönüp gülümsedim.
“Fazlı,” dedim, “gel kendimizi bu iki yaprağın yerine koyup bir hikâye yazalım. Biri sen ol, diğeri ben.”
Fazlı önce şaşkınca yüzüme baktı, sonra hafifçe gülümsedi. Başını sallayarak yanıt verdi: “Tamam hocam.”
“Kar taneleri gökten inerken bir masalı fısıldar gibi, yere ulaştığında ise sessizce kaybolan bir sırra dönüşüyordu. Rüzgâr hafifçe esiyor, dalların arasında yorgun bir ninni gibi dolanıyordu. Küçük bir ağaçta koca yazı ve uzun bir sonbaharı birlikte geçiren iki yaprak kalmıştı.
Hepimiz gibi biz de yemyeşil başlamıştık hayata. Yaz güneşi bizi büyütmüş, yağmurlar tazelemişti. Kuşların cıvıltıları arasında şarkılar söyler, rüzgârlarla raks ederdik. Ama zaman hepimizi yavaşça kuruttu, sararttı. Dallardan bir bir ayrılan arkadaşlarımızın ardından bakakaldık.
Bir sabah Fazlı’ya döndüm. ‘Ne dersin dostum?’ dedim. ‘Artık gitme vakti gelmedi mi?’ Usulca bana baktı. ‘Hayır’ dedi. ‘Henüz değil. Biraz daha kalmalıyız. Güneşin son ışıklarını görmeli, rüzgârın son türküsünü dinlemeliyiz.’
Haklıydı. Hâlâ birbirimize destek oluyor, eski günleri hatırlayarak güç buluyorduk. Her esen rüzgârda biraz daha sarsılıyor, her düşen kar tanesinde biraz daha irkiliyorduk. Ama yine de birlikte olmak bizi güçlü kılıyordu.
Bir gün gökyüzü kapkara fırtına bulutlarıyla kaplandı. Rüzgâr daha sert esmeye başlamıştı. ‘Bugün mü?’ diye sordum. Gülümsedi. ‘Evet’ dedi. ‘Bugün ayrılıyoruz. Ama korkma dostum. Biz artık bu mevsimin birer hatırası olacağız. Ve düşen her yaprak gibi toprağa karışacak, yeni hayatların bir parçası olacağız.’
Rüzgâr daha güçlü esti, bizi sımsıkı tutunduğumuz daldan ayırdı. Havada birlikte dönerek, süzülerek yere düştük. Anladık ki bu bir son değildi. Biz bir ağacın köklerine, kuşların yuvasına, çiçeklerin renklerine dönüşecektik.
Ve böylece iki yaprağın yolculuğu sona ererken başka bir hayatın başlangıcına karıştı.”
