Kitabı Tekfîn Etmek

İslam medeniyetinde tarih boyunca en fazla çoğaltılan kitap elbette Kur’an-ı Kerim’dir. Kütüphane ve müzelerde el yazısı ile kopyalanmış binlerce Mushaf-ı Şerif görmek mümkündür. Bunlar arasında hat, tezhip ve cilt bakımından son derece sanatlı olanlar bulunduğu gibi oldukça mütevazı ve gösterişsiz olanlar da vardır. Kâğıdın, mürekkebin ve sair kitap edevatının pahalı olduğu, her ihtiyaç duyulduğunda ulaşılamadığı, kopyalama işinin günler hatta aylar aldığı bu devirlerde bir Mushaf edinmek epeyce masraflıydı. Hele şöhret sahibi, mahir ve müstaid kalemlerden çıkan yazma mushafların “hediyeleri” gayet yüksek olabiliyordu. Anladığımız kadarıyla medrese talebelerinin mühim bir kısmı geçimini kitap, bilhassa Mushaf kopyalayarak sağlıyor, kimi müstensihler ise hayatlarını sadece Allah Kelamı’nı çoğaltarak idame ettiriyordu. Manzurumuz olan, onardığımız bazı Mushafların ketebelerinde müstensihler o nüshanın kopyaladıkları kaçıncı Kur’an-ı Kerim olduğunu da kaydetmişlerdir. Hat sanatının en önemli isimlerinden olan Şeyh Hamdullah’ın (ö. 1520) 110 yıllık hayatında kırk yedi Mushaf kopyaladığı söylenmektedir. Halkımız tarafından beğenilen hattatların başında gelen Hâfız Osman (ö. 1698) ise 56 yıllık ömründe ancak yirmi beş Mushaf yazabilmiştir. Hâlihazırdaki bilgilerimize göre en fazla Mushaf istinsah eden hattatımız beş yüz ile Seyyit Mehmed bin Ahmed’dir (ö. 1729-30?) . Onu dört yüz elli dört mushaf ile Çemşîr Hâfız Sâlih (ö. 1820-21) takip etmektedir.

Esasen bir Kelâm-ı Kadîm’i çoğaltmak gayet zor ve ihtimam isteyen bir iştir. Hem metnin sıhhatine en küçük bir halel getirmeyecek hem de bazı hususlara, protokollere riayet edecektiniz. Zira Mushafların sayfa düzeni, satır sayıları ve hepsinden mühimi imlası yüzyıllar içinde en kâmil şeklini almış ve bu hususlara riayet müstensihlerin kanunu hâline gelmiştir. Mesela Fatiha suresinin bulunduğu ilk sayfa ile onu izleyen Bakara suresinin başlangıç kısmını eldeki imkânlar nispetinde en güzel şekilde tezyin edecek, sonraki sayfalarda Kur’an metninin etrafına altın cetvel çekecek -buna kuzu da denir-, ayet sonlarına işaret eden durakları yani şeşhaneleri altınla vurgulayacak, her yirmi sayfada bir cüz gülü, beş sayfada bir ise hizip gülü yapacak, secde ayetlerinin karşılarına da secde gülünü koyacaktınız. Ayrıca sure başları ile Kur’an-ı Kerim’in son sayfasını güzelce tezhipleyecektiniz. Bütün bu işler tek bir kişi tarafından gerçekleştirilebildiği gibi birden fazla sanatkâr tarafından da üstlenebiliyordu. Bir istinsah sürecine ne kadar fazla sanatkârın dâhil olduğu Mushaf’ın hediyesini de belirliyordu. Bu esnada kullanılan kâğıtlar dikkatle seçiliyor, boyanıyor, aharlanıyor, mühreleniyor ve dinlendiriliyordu. Hakeza mürekkep ve kaleme de özen gösteriliyor, iki de bir kalemin ucunu açarak yazının selaset ve üslubunu bozmamak için Hind Okyanusu’nda bulunan Cava adasından gelen, oraya nispetle “Cava kalemi” olarak adlandırılan sert ve dayanıklı kamış kalem tercih ediliyordu. Unutmadan söyleyeyim ki istinsah ve tezyin esnasında sürekli abdestli olmak en temel kuraldı.
Mushaf istinsahında kullanılan kâğıt, kalem ve mürekkebin hac kafilesi ile hacca gönderildiği de oluyordu. Böylece Allah Kelamı hacı kâğıtlara, hacı mürekkepler kullanılarak hacı kalemlerle yazılıyordu. Kopyalama esnasında mürekkebi kurutmaya yarayan ince kumlar (rıh) da Hicaz’dan getirtiliyordu. Kur’an-ı Kerim ciltleri tabaklanırken hayvan tersi, yan kâğıt olarak hizmet verecek ebrunun boyasında ise öd, necis kabul edildiği için kullanılmıyordu.

Benim kitap kültürümüzde en sevdiğim ve hayran olduğum uygulamalardan biri kitabı tekfîn etmektir. Çok okunmaktan dolayı yıpranan, artık onarılma imkânı kalmayan Kur’an-ı Kerim nüshalarını yakmak Hanefi fıkhına göre caiz değildir. Bu hâlde olanlar temiz bir bezle insan kefenlenir gibi kefenlendikten sonra su geçirmeyecek bir muşambayla sarılır, insanların ve hayvanların geçmediği bir yere defnedilirdi. Bugün yer altından çıkarılan Kur’an-ı Kerimler veya diğer kitaplar ya küffar eline düşmesinler diye ya da onarılamayacak kadar yıprandıkları için toprağa gömülmüş olanlardır.

Mütebahhir ve hamiyetli bir antikacı dostumuzun gönderdiği ve aşağıda bazı fotoğraflarını görebileceğiniz Mushaf ise herhâlde örneğine az rastlanacak cinstendir. Zileli Seyyid Süleyman Sezâyî tarafından 28 Rebiyyülevvel 1299/17 Şubat 1872’de istinsah edilen bu Mushaf, hattatın elinden çıktığı şekliyle kalmış; ne şeşhaneleri yapılmış ne cetvelleri çekilmiş ne de formaları dikilmiştir. Eksik sayfası bulunmayan bu nüsha muhtemelen hattatın yazdığı son Kur’an-ı Kerim’dir. Tezyini tamamlamaya ömrü yetmemiş, tûmâr-ı ömrü dürülmüş olacak. Kim bilir?
Önceleri tezyinatını gücümüz nispetinde kendimiz tamamlamaya niyetlendiysek de sonradan olduğu gibi muhafaza etmeyi Mushaf tarihimiz açısından daha münasip gördük.

Allah gelmiş geçmiş bütün Mushaf müstensihlerini ve Seyyid Süleyman Sezâyî’yi rahmetiyle yarlıgasın.
Amin.

Belki bunları da beğenirsin...