Sepet
Elimde telefon, sosyal medyada amaçsızca dolaşırken bir ses işittim. Dedemdi. Su istiyordu. Sesin şiddetine boyun eğerek derhâl kalktım oturduğum yerden.
Düz bir kütüğe oturup suyu içti. Bardağa uzanan kırışıklıklarla dolu titrek el endişelendirdi beni. Ben de böyle mi olacağım yaşlanınca?
Boş bardağı mutfağa götürdükten sonra kenara ilişip izlemeye koyuldum. Kurumuş odun çubuklarını nizamî bir şekilde düzeltiyordu dedem. Ne yaptığını sorunca parmağıyla köşedeki sepeti gösterdi.
Çocukça bir hevesle “Yapması zor mu, ben becerebilir miyim?” diye sordum.
Bu soru hoşuna gitmiş olmalı ki gururlu bir gülümseme kapladı yüzünü.
Demek hâlâ öğretebileceği şeyler vardı. Demek hâlâ kendisinden bir şeyler öğrenmek isteyenler vardı. Duvarda asılı baltayı aldıktan sonra “iyi izle” der gibi bir bakış attı.
Dikkat ettim. Bardağı tutan elle baltayı tutan el aynı değildi. Arada en az on sene vardı…

