Kreutzer (Kroyçer) Sonatı Üzerine
Dünya edebiyatı ve Rus edebiyatının büyük isimlerinden biri olan Tolstoy’un Kröçer Sonat romanı 1889’da yayımlanmıştır. Kreutzer (Kroyçer) Sonat’ta ilginç, sıra dışı fikirleri olan devrimci bir adamın ağzından kadın-erkek ilişkisi yorumlanmakta; toplumdaki ahlak anlayışının değişmesi ile yaşanan sancılar gözler önüne serilmektedir. Tolstoy’un bu eseri şiddetli bir ruhsal kriz içerisindeyken kaleme aldığı bilinir.
Bir tren yolculuğu ile başlayan eserde, yolcular aşk, karı koca ilişkileri gibi konularda söyleşirlerken romanın başkahramanı Pozdnişev, kendi hikâyesini anlatmaya başlar. Pozdnişev gençliğinde sefih bir hayat sürdükten sonra evlenmiş, ancak bir süre sonra karısıyla şiddetli geçimsizlik yaşamaya başlamıştır. Karısının kendisini bir müzisyenle aldattığı şüphesi ise Pozdnişev’in içindeki trajediyi doruğa çıkarmıştır. Karısını öldürüp bir süre hapis yatan Pozdnişev, karısının kendisini aldatmadığını öğrendiğine de sevinememiştir.
Romanda bahsi geçen ve ona adını veren sonat, Beethoven’in Rodolphe Kreutzer’a ithaf ettiği ve bu yüzden “Kreutzer (Kroyçer) Sonatı” olarak bilinen op. 47, 9 numaralı keman-piyano sonatıdır. Romanın içeriğini, tiyatro oyuncusu arkadaşı Vasilii Nikolevich Andreev-Burlak’ın, Tolstoy’un 1887’de Yasnaya’yı ziyareti sırasında ilham ettiği düşünülür. 1888 Baharında Tolstoyların evinde Beethoven’in Kreutzer Sonatının bir grup amatör müzisyen tarafından çalınması eserin yazılmasında etkili oldu.
Rus realizminin bütün sınırlarını gördüğümüz eserde, roman kahramanı Pozdişinev’in daha romanın başlarında yaptığı farklı ahlaki çıkarımlar ve kadın- erkek münasebetine getirdiği değişik yorumlar gözler önüne serilir. Batılı bir karakter olan Pozdişinev’in dilinden, Tolstoy’un kendi medeniyetine yaptığı tarafsız eleştiri görülür. Milli ve manevi değerler uğruna kahramanın yaşadığı iç çatışma romanın başından sonuna kadar kendini güçlü bir şekilde hissettirir. Bütün toplumlarda temelde aynı ahlaki problemlerin varlığı açık biçimde dile getirilmektedir. Toplumun özellikle de gençlerin kendilerinden beklediği gibi yaşama arzusuna kapıldığını dile getiren yazar/kahraman, içinde bulunduğu toplumun ahlak düşüklüğü de belirtmektedir. “Her şey daha on altı yaşıma girmeden başladı.Ben hala liseye gidiyordum, ağabeyimse üniversite birinci sınıf öğrencisiydi. Henüz bir kadınla beraber olmamıştım, ama çevremizdeki tüm talihsiz çocuklar gibi, ben de artık masum değildim. İki yıl önce diğer çocuklar ahlakımı bozmuştu. Kadın, belli bir kadın değil de, arzu nesnesi olarak kadın, her kadın, kadınların çıplaklığı şimdiden bana eziyet ediyordu. Yalnızlığım temiz değildi. Çocuklarımızın yüzde doksan dokuzu gibi, ben de kıvranıyordum. Dehşete düşüyor, acı çekiyor, dua ediyor ve düşünüyordum. Hayalimde ve gerçekte çoktan bozulmuş, ama henüz son adımımı atmamıştım. Çürüyüp gidiyordum, ama hala bir başkasına el sürmemiştim. Fakat bir gün, ağabeyimin arkadaşı olan neşeli bir öğrenci, bize içki içmeyi ve kağıt oynamayı öğretmiş olan sözüm ona iyi bir çocuk, yani en kötü cinsinden beş para etmez biri, bizi bir içki âleminden sonra oraya gitmeye ikna etti.”[1]
Romanda dikkatimizi çeken başka özellik ise, daha 1889 yayımlanmış bir eser olmasına rağmen ilerleyen zamanlarda göreceğimiz modernizm eleştirisine, yani “bilim-doğa” ya da yabancılaşma problemine daha o yıllarda temas ediyor olmasıdır. Pozdişinev oraya gittikten sonra içine itildiği ruhsal gerilimi esnasında kendisini o yaşa getirenlere hınçla: “Yaşlı kişilerden bunun kötü bir hareket olduğunu hiç duymamıştım.”[2] diyerek Batı toplumları için garip kaçacak bir eleştiri yapmıştır. Sonrasında orya gitmesinde hiçbir sakınca görmeyen modernleşme aşamasındaki dünya için sarf ettiği şu sözler dikkat çekicidir: “Hastalık riski mi ? Fakat bu da ön görülmüş. Babacan bir hükümet bunun çaresine bakmış. Genelevlerin düzgün işleyişini görüyor ve sefahati okul çocukları için güvenli hale getiriyor. Doktorlar da para karşılığı işi hallediyor. Doğal olan bu zaten. Hovardalığın sağlığa yararlı olduğunu savunuyor ve doğru düzgün, iyi ayarlanmış hovardalığı örgütlüyorlar. Oğulların bu bakımdan sağlığıyla ilgilenen birtakım anneler tanıyorum. Ve onları genelevlere bilim gönderiyor.”[3] Evet, artık insanları genelevlere bilim gönderiyor. Düzene ve sisteme ayak uydurmuş insan yetiştirilmesi için. Bu da annelere yaptırılıyor. Hastaneler hastalık, adalet sarayları adaletsizlik üretiyor.
Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin.[4]
Kroçer Sonat’nın yazarı “dünya vatandaşlığının” ve “dünya modernizminin” kadın üzerinden yürütüldüğünü de şu sözlerle ifade etmektedir: “ Peki ama o özel güç nerede?’diye sordum. ‘Nerede mi? Her yerde, her şeyde! Büyük bir kentte mağazaları dolaşın. Değeri milyonları bulan mallar var; onlara harcanan insan emeğini tahmin bile edemezsiniz. O mağazaların onda dokuzunda erkeklerin kullanacağı şeyler var mı, bir bakın. Hayattaki tüm lüksler kadınlar tarafından talep ediliyor.[5] Kapitalizmi ayakta tutan en önemli gücün kadın olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Söz konusu eserin başka bölümünde ise kadın ve madde üzerinde duran yazarın şu sözleri de önemlidir: “Özellikle kadınlar aracılığıyla dünyaya sokulan maddiyatçılık, toplumun yozlaşmasıyla karşılaştırıldığında, bütün bu suçlar aslında bir hiçtir.”[6]
Yapmış olduğu eleştirilerin yanında okuyucuyu esere bağlayan başka bir taraf da romanın olay örgüsüdür. İlginç ve dikkat çekici bir olay örgüsüne sahip olan Kroçer Sonat’da temel olay, roman başkahramanı Pozdişinev’in kıskançlık sonucu eşini öldürmesidir. Tren yolculuğu esnasında geri dönüşlerle anlatılan olayın final bölümü, romanın sonunda değil de ortalarında kahramanın ağzından dökülen şu sözlerle söylenmiştir: “ Size karımı nasıl öldürdüğümü anlatıyorum. Mahkemede onu neyle ve nasıl öldürdüğümü sordular. Aptallar! Onu 5 Ekim’de bir bıçakla öldürdüğümü düşünüyorlardı. Onu o zaman değil, çok daha önce öldürdüm. Tıpkı şu anda herkesin yaptığı gibi herkesin…”[7] Ölüm, bir sonuçtur. Esas olan ölümü getiren davranışlar, yapılan maddi manevi baskılardır. Kahramanın, herkes gibi, herkes gibi, demesi dünyaya geldiğimiz andan itibaren karşılaştığımız saldırıları ifade etmektedir. Zira “dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır.”[8]
Medeniyeti sorgulama tavrı, eserin yazarının bakış açısıdır. Eserin XVI. Bölümünden itibaren yazar, çocuk- anne- baba üçgeninde toplum yapısını ele almaktadır. Yani olamayan bir aile yapısında, çocuk meselesini irdeliyor. Medeniyetin çocuklara bakışını da, onların değerlendirilmesini yazar okurlarına bırakıyor. Çocuğun doğum öncesi anne- baba/partner birleşmesinden duyulan bir zevk, annenliğin gebelik döneminde yaşanan sıkıntı ve doğumdan sonra acı- sevinç arası bir heyecandan başka bir şey olmadığı vurgulanıyor. “ Çocuklar hakkında da ne çok yalanlar söyleniyor! Tanrı’nın bir lütfü, sevinç kaynağı çocuklar! Tümüyle yalan. Bir zamanlar öyleymiş, ama şimdi hiç öyle değil. Çocuklar acı kaynağında başka bir şey değil.”[9]
Sonuç olarak, realizmin önemli temsilcilerinden biri olan Tolstoy’un Kreutzer (Kroyçer) Sonat isimli romanını hem kendi yaşadığı döneme yönelttiği eleştirilerle hem de kendinden sonraki dönemlerde ortaya çıkacak bozuk toplum yapısına yönelttiği eleştirilerle önemli bir eserdir. İlginç ve dikkate değer olay örgüsü, hakikat penceresini aralayarak yaptığı sert monologlar eserin kendi kuşağını aşmasına sebep olmuştur. Edebiyatın sınırlarını aşarak sosyologlara kaynak oluşturacak bir eser niteliğine sahip olduğunu da söyleyebiliriz.
Kaynakça
Tolstoy, Kroçer Sonat, Valık Yayınları, İstanbul 2013.
Özel, İsmet, Erbain, Tiyo Yayınları, İstanbul 2012.
Özel, İsmet, Waldo Sen Neden Buradasın, Tiyo Yayınları, İstanbul 2014.
[1] Lev Tolstoy, Kroçer Sonat, Varlık Yay, İst. 2013 s.18.
[2] A. g.e. s.18.
[3] A.g.e. s.19.
[4] Özel, İsmet, Erbain, Üç Frenk Havası, Tiyo Yay, İst. Kasım 2012, s.204.
[5] Lev Tolstoy, Kroçer Sonat, Varlık Yay, İst. 2013 s.28.
[6] A.g.e, s. 43.
[7] A.g.e. s.37.
[8] Özel, İsmet, Waldo Sen Neden Burada Değilsin , Tiyo Yay. İst.2015. s.9.
[9] Lev Tolstoy, Kroçer Sonat, Varlık Yay, İst. 2013 s.45.


