Engin Elman ile Öykü Yıllığı Üzerine

Sayın Engin Elman Edebiyat Ortamı dergisinin 2019 yılı öykü yıllığını hazırlayarak Edebiyatımıza önemli bir katkıda bulundunuz. Bunun için çok teşekkür ederiz. Emeğinize sağlık… Sizinle gerek öykü yıllığı gerekse edebiyat üzerine bir sohbette bulunmak istedik. Kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

M.K: Öykü yıllığını hazırlarken edebiyat dergisi seçiminde nasıl bir yol izlediniz, öyküleri seçerken sizin için belirleyici unsurlar nelerdi?

Edebiyat camiasında bir yılın edebi dökümünü yapan hiçbir dergi kalmadı. Bunun meşakkati ve zorluğu gerçekten insanı aşan bir süreç. Sene boyunca yayımlanan bütün dergileri takip etmek elbette mümkün değil. Fakat ulaşılabilecek en fazla kaynağa ulaşmak ve bütün dergileri tek tek inceleyip güzel bir öyküyü seçip çıkarmak, edebi camianın bütün kesimlerine kulak vermek ve onları kucaklama çabası gibi zorluklar ilk anda karşılaşılacak mühim meseleler olarak sizi beklemektedir. Bundan ötürüdür ki bu tarz girişimlere (yıllık hazırlama) pek kimse yanaşmıyor. Altı ay boyunca iki yüzün üzerinde dergiyi elden geçirdik. Yıllık hazırlama işi bir ekip işi olmayı zorunlu kılıyor. Verdiği yıllıklarıyla toplum nezdinde ciddi bir kabul gören Edebiyat Ortamı dergisinin emektar sahibi Mehmet Ali Bulut, bu vazifeyi bana tevdi ettiğinde neler yapabileceğim konusunda tedirgindim. Kıymetli Arif Ay’ın tecrübeleri ve yol göstericiliğinden bu süreçte çokça istifade ettim. İlk önce dergilerden öykü adına ne varsa ayıklayıp işaretledik. Daha sonra hepsini tek tek okuyarak, belli bir seviyeyi tutturan metinleri yıllık için ayırdık. Özellikle modern ve modern ötesini çoktan tükettiğimiz bu dönemde öykünün çok sesliliğine, anlamsal derinliğine, anlatım ustalığına, kurgusuna, dil ve üslup yetkinliğine dikkat ederek öyküleri seçtik. Hiçbir şekilde isimlere ve hatır-gönül beklentilerine kapı aralamadık. Bir metin belirli bir estetik derinliği yakalamışsa ona hakkını vermeye çalıştık. Biçim, form, anlatım yetkinliği, ustaca kurgusu, samimiyeti ve farklı disiplinleri; anlatımlarında makul bir şekilde ortaya koyan öyküler yıllığa girmeyi hak etti. Yaklaşık elli öykü ile beraber, öykü hakkında yetkin birçok kuramsal yazı ve iki binli yılların öyküsü çerçevesinde kapsamlı bir öykü soruşturmasını da çalışmamıza dahil ettik. Yıl içerisinde yayımlanan öykü kitapları kaynakçasını da ekleyerek çalışmayı bitirdik. Şükürler olsun.

M.K: Yıllıkta yer verdiğiniz öykülerde üslup, tarz, içerik, biçim konularında 2000 sonrası için bir yenilik gördünüz mü?

Açıkçası sadece edebiyat değil, estetik ve sanatsal uğraşların neredeyse tamamında bir yenilik beklentisi içerisinde olmak bana çok gerçekçi gelmiyor. Nihayetinde “gök kubbenin altında söylenmedik söz, yazılmadık kelime kalmadı” tespitine bazen hak veriyorum. Fakat sanatsal çabayı lüzumsuz uzatan (aynı şeyleri tekrarlayıp duran) uğraşların da vaktimizi çalmasını istemiyorum. Bir dergide yayımlanmış bir öyküyü okurken, metnin yazarına; “Çehov, Dostoyevski, Ömer Seyfettin, Sait Faik, Sabahattin Ali’yi” okuyacağımız zamanı size veriyoruz; lütfen bunun hakkını verin, diyebilmeliyiz. Öykü adına ümitli ve heyecanlı bir zamandan geçtiğimizi düşünüyorum. Dergilerde yayımlanan öykü sayısı ve kitap olarak basılan eserlerin bolluğu karşısında öykünün hatırı sayılır bir verime ulaştığını söyleyebiliriz. Tabi bu kadar bereketli çabaların öykü kalitesine nitelik olarak ne kadar katkıda bulunduğu da tartışmaya açık bir konu. Fakat yüzlerce derginin arasından gerçekten kaliteli bir öykünün ışıltısıyla karşılaşma heyecanını tatmak, anlatılır gibi değil… İki binli yılların öyküsü çok sesli, biçimsel yenilikleri sürekli deneyen, farklı disiplinleri de metin üzerinde kullanmaktan çekinmeyen cesur ve bereketli bir üretimle kendisini çoğaltıyor…

M.K: 2000 yılı öncesi dönemlerde edebiyatımızda ideolojik ayrım ön plandaydı. Şimdiki dönemde bunun izlerini öyküler üzerinden görmek mümkün müdür?

Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecri Ati, Milli Edebiyat gibi edebi topluluklar belli edebi anlayışların ortak bulaşma alanları olarak teşekkül etmekteydi. Zamanla ülkemizin siyasi dokusundan tevarüs eden çalkantılar ister istemez ideolojik gruplaşmaları da meydana getirdi. Bundan edebiyatımız da nasibini aldı. Darbelerin kötü tesirleri toplumdaki sanatsal bakışı, duruşu ve duyuşu da etkiledi. Öncesinde ortak edebi duyarlılıkların oluşturduğu topluluklar zamanla siyasi görüşlerin ortak olduğu dergiler etrafında şekillenerek devam etti. Yetmiş ve seksenli yıllarda bunu yoğun olarak görmekteyiz. İki binli yıllardan sonra ülkenin gidişatındaki düzelmeler, insanlara da birbirinden haberdar olma penceresi açtığını söylesek hata yapmayız, diye düşünüyorum. En azından günümüzde dergilere ulaşmanın kolaylığı ve bilişim teknolojilerinin gelişmesi (özellikle sanal platformların edebi çalışmaları teşhir etme alanı olması bu noktada güzel bir durum; ancak bu suni platformların hakiki sanatsal çabaları nasıl baltaladığının da farkındayız) bu düşüncemi destekliyor. Günümüzde belli siyasi görüşlerin baskınlığının etkisinden kaçınamayan dergiler olduğu gibi herkese kapısı açık olan dergiler de pekâla bulunmaktadır. Fakat bazı dergilerin ahbap-çavuş yöntemiyle yayımına devam ettiğini de çok iyi bildiğimizin, gördüğümüzün bilinmesini isteriz. İyi bir eserin nerden olursa olsun, eninde sonunda hak ettiği ilgiyi göreceğinden şüphemiz yok. Günümüzde edebiyatın ve sanatın ideolojik hiziplerle teşekkül etmesi ve kendisini devam ettirebilmesi oldukça zor bir hale gelmiştir. Modern zamanların çocukları daha esnek bir anlayışa ve bütün seslere açık bir ufka sahipler…

M.K: 2019 yılında edebiyat dünyamıza giren öyküler ve öykücüler arasında sizi en çok etkileyenler ve beğeninizi kazananlar hangileri oldu?

Bu konuda isim vermenin doğru olacağını düşünmüyorum. Fakat genç yazarlarımızın, usta olarak kabul edilen yazarları geçtiğini söylemek isterim. O yüzden yıllıkta genç yazarlar daha çok yer almayı hak etti.

M. K: Gerek yayınevleri gerekse edebiyat dergilerinde kadın öykü yazarlarının eserlerine daha çok yer verildiğini görüyoruz. Sizin seçkinizde erkek öykücülerin daha ağırlıkta olduğu görülmekte bu konu hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?

Buna hiç dikkat etmemiştim. Daha önce de belirttiğim gibi nitelikli ve belli bir düzeyi tutturan iyi bir öykünün yazarının cinsiyeti üzerinden belirleyici olması edebi ahlak bakımından oldukça üzücü bir tutumdur. Maalesef sorunun başında da belirttiğiniz gibi birçok dirsek temasıyla önüne gelen her dergide ismini gördüğümüz kişilerin edebi dehalarını da şaşkınlıkla izliyoruz. 

M.K:  Yapmış olduğunuz seçkiden hareketle yer verdiğiniz veya yer vermediğiniz öykücülerden dönüş alıyor musunuz?

İyi ve güzel dönüşler aldığımız insanlar olduğu gibi, bize gönül koyanların olduğunu da biliyoruz. Yıllık hazırlamanın meşakkati bir tarafa bir de insanların gönlünü hoş etme çabası ne etik ne de estetik bir davranıştır. İyi bir öykü gözümüzden kaçmış olabilir, bunu kabul ediyoruz; (kusurlarımız ve eksiklerimizin olacağını yıllığın sunuş yazısında zaten belirttik.)  fakat iyi bir okur o iyi öyküyü yıllıkta olmasa bile dergilerde arayıp bulur. O yüzden eserinin niteliğinden şüphe duymayan bir yazarın, yıllıkta yer almamasına o kadar da takılmaması gerekir, diye düşünüyorum.

Belki bunları da beğenirsin...