LİBAS
Pahalı temiz çamaşırlar antik çağdan bu yana
Arabalar, iç mekân düzenlemeleri ve salatalara
Mükellef karşılıktır bedende.
Neyi sakladığını gösteren açık unutulmuş bir kapı
Uzuvlarına dönük açık oy gizli tasnif bir intihap ve
Kaç lira ettiğine dair oldukça isabetli bir tahmin
Elbiselere bakmak…
Çıplak olunsa hâlbuki daha az ayıp görünecek.
Elbiseler ve kelimeler İ-dress!
Terziliğini ettiğin gömlek yırtıldı Yusuf’un üzerinde
Yeni bir dili var artık kumaşın.
Babanın izleri örtülüyor bedende
Ağır bir yara gibi her gün pansuman ediliyor
Şehrin Pasifik okyanusuna kıyısı oluyor bezden böylelikle
Havalı oturmalar, pahallı ayakta durmalardan sonra
Küçük su dökmek için…
Mektepler dağıldığında, paydos ettiğinde çalışanlar
Pencere kenarlarından etrafa yayılan bireysel fakındalıklar
Çarpım tablosunu ezbere bilenlerin özlük hakları
Çok önceden eklenmiş uyum yasalarına…
Razı olmak, olmamak değil mesele
Yedileri ve sekizleri bilmiyor oluşumun aranızdaki bağışlanamaz küstahlığı
Evrensel insan haklarıyla çizilmeye çalışılan sınırlarıma mayın döşeyen
Belirli gün ve haftalarda menekşe bırakan bakışlarınız
Bazılarınızın gözlerindeki Sovyet yaşları
Yakalarımda kendiliğinden soluyor sanılsın istemem.
Gördüğünüz ne varsa tamamen iradî
Yaşadığım hayata maruz kalmadım yani…
Gözlerimin renginde hiçbir mahallesi kalmadı hiçbir şehrin
Adresi gömleği önden yırtıklar caddesi akşam gezmelerinin
Göğe bakmak genzimi yakan fayans kokusu
Çimento, pantolon ve
Çocukları oyun parklarına sıkıştıran büyüklerin uçsuz bucaksız oyun alanları
Artık bir şeyi beklemenin yeri değil, sanki İstanbul düştü
Elbiseler mekânın, mekânlar elbiselerin…
Otuz dokuz numara ayakkabılarıma
Hiçbir mana veremeyen market mahdumları ve
Beni görmek için saçlarıma, kaşlarıma, bıyıklarıma bakan
Sınıfsal toplumun bireyleri
Bütün ömrü boyunca ekmeğinin peşinde koşan çalışkan adamlar
Onların tasmalarına “çalışmak erdemdir” yazan uzun tırnaklılar
Slim fit mankurtları
Boğulun pantolonumun kaybolan ütü izlerinde.
Gömleğimin yakalarını kaldırımların kenarından ayırıp
Zarafette bu kemal
Bu ihtiyat, bu milyonda bir ihtimal hesabını
Gömleğimde, ceketimde pusuya çekip
Alnının ortasına konduruyorum bir kelebek gibi
Günün farklı zamanlarında…
Başım, lacivert tereksiz şapkamla ağrımıyor
Saçlarımın bir gerçeği hakkıyla ortaya koyamaması
Bütün olup biten…
Sadece çocuklara şapka çıkarıyorum
Bundan artık ne anlaşılacaksa…
Kelebekler aykırı düşmeliydi mavi yaşam alanlarıyla
Biri savaşmalı broşürlerle yani,
Dünyadaki bütün çocukların adına…
Kalbime giydirebilseydim hepsinin içlerini
Akmak, su gibi, olağan bir şey olacaktı.
Arabalar, iç mekân düzenlemeleri ve salatalar
Irzlarına düzenlenmiş tuzak her biri
Farkında olmadan gelişen olaylar kadar a priori
Kaçırılmış fırsatlar kadar baş döndürücü
Ve dolaysız salt iğrenç…
Her sabah yüksek binalardan ipe kudret asıp
Şehre yırtık roman yazan sahibinden çamaşırlılar
Çoraplarımdaki bu organik kendiliği
Genizlerine çekerek şifa bulmalı
Yoksa sırayla çevre köyler ve ilçe merkezleri
Genişleyip göklerini kaplayacak.

