Dino Buzzati, Tatar Çölü (II Deserto Dei Tartari)
İstenilen, arzu edilen şeyle geçen zaman arasındaki ilişkiye beklemek diyoruz. İnsan olmanın en tabi gerekliliklerinden biridir beklemek. Her ne kadar, son zamanlarda bazı görsel sanatların (dizi, film vs.) etkisiyle fazlaca dile düşüp önemini yitirmiş gibi gözükse de insanoğlu ilk günden bu yana bekleyişini sürdürmekte. Yıllardır süregelen bu durumun kilit noktası ise şu sorularda saklı: İnsan neyi bekler ve bu beklemenin sonucunda ne ile karşılaşır? Hayat, acaba beklemeye değer bir yer mi?
Kitap durgun bir üsluba sahipmiş gibi gözükse de kendisini romana dâhil edebilen, başka bir deyişle, romanda kendinden bir şeyler bulabilmiş okurlar için aslında heyecanlı ve gergin bir akışa sahip. Durgunluk, bir bakıma okura durup düşünmek için fırsat tanır. Öyleki bu düşünmenin sonunda okurun kendi hayatından bazı kareler gelir gözünün önüne.
“Subay çıkan Giovanni Drogo, ilk atandığı yer olan Bastiani Kalesi’ne gitmek üzere kenti bir eylül sabahı terk etti.”
Terk edilen bir şeye bir zaman sonra geri dönüldüğü vakit aynı kucaklayıcılığı gösterir mi? Onda kendinden neler bulabilir insan? Tamamen yabancılaşmak için ne kadar zaman gerekir?… Teğmen Drogo’nun Bastiani Kalesi ve kentte bıraktığı yaşamı arasındaki savaşı konu edinen bu romanda günümüz insanına dair pek çok şey bulunmakta:
“Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. ‘Dur! Dur!’ diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.”
Uzaklarda kalmış, beklemeyi seven veya biraz da beklemeye mecbur bırakılmış Giovanni Drogoların hikâyesi, son satırı okunup kapağı kapandıktan sonra da insanın peşini bırakmıyor.
İtalyan yazar Dino Buzzati’nin 1940 yılında yayımlanmış olan romanı Tatar Çölü’nü Hülya Uğur Tanrıöver(Tufan) Türkçeye kazandırmış. İletişim yayınları tarafından ilk baskısı 1991 yılında yapılan kitap 232 sayfadan müteşekkil.

