Sükut Sûretinde Bir Derviş Hüneri “İnancın Parıltısı Nuri Pakdil”

Mustafa Aydoğan, bir heykeltraş hüneriyle milim milim hesapladığı ciddi bir çalışmayla bizi karşılamaktadır. Hümanist, iyimser, övücü, bir bakış açısını kenara bırakarak, Nuri Pakdil’in gerçekliğini olduğu gibi vermenin sorumluluğunu taşımaktadır. Mustafa Aydoğan, Pakdil’i etrafında örülen efsanevi duvarlardan ve onu destanlaştıran halk anlatılarından sıyırarak, davasıyla, idealleriyle, arkadaşlıklarıyla, hüzünleriyle, kaybedişleriyle, yalnızlıklarıyla, korkularıyla, öfkesiyle, suskunluklarıyla, aşklarıyla, zaaflarıyla ve daha birçok insani yönüyle ayakları yere basan bir Nuri Pakdil portresini titiz bir çalışmayla ortaya koymuştur. Eserde doğrudan odak noktasına Nuri Pakdil alınmış, sözü uzatan gereksiz ayrıntılardan arındırılmış bir dil tercih edilmiştir.
Kahramanmaraş muhitinin öteden beri edebiyatımızda kendine has, baskın bir şehir portresini ortaya koyduğu bilinmektedir. Nitekim Mustafa Aydoğan bu duruma kitabında şöyle değinir: “Maraş, Pakdil için bir ‘aura’dır. Yazarlığını ve düşünce adamlığını bu şehrin aydınlığında inşa etmiştir. Sanki bütün şehirler Maraş’tan kopan parçalardan çoğalmış ve Türkiye diye bir ülke ortaya çıkmıştır. Pakdil için Maraş başlangıçtır ve şaşmaz bir mihenktir. Ruhu, kendisinden daha büyük, evrensel bir mihenk…”(S-27) Ayrıca şehrin önde gelen ailelerinden olan anne ve babasının, inançlı ve ilim-irfan ehli insanlar oluşu, Pakdil’in dava adamlığının nasıl bir dünyada şekillendiğini göstermektedir. Ailesinin belli hassasiyetleri gözeterek çocukluk çağlarında ruhuna işlediği diriliş aşısı, onu ömür boyunca kendine has ilkeleri olan bir insan olarak karşımıza çıkarmaktadır. Annesinin kendisine anlattığı Cezayir öyküleri ileride onun haksızlığa karşı asla ve daima yılmayan, dirençli bir duruşu olduğunu bizlere bildirir. Nitekim Kudüs meselesindeki tavrı ve duruşu da bu duyarlılıktan neşet eder. Fakat Pakdil’in dikkat çekici bir özelliği daha vardır: dünyadaki dengesizlik ve haksızlık karşısında bir davayı statik bir söyleme hiçbir zaman indirgemez; sürekli devingen, aktif, dirençli ve diri bir duyarlılıkla kelimelere sarılır. Hatta bunu düşünsel ve ideolojik anlamda karşısında durduğu insanların Öztürkçeleriyle dile getirir. Bu hem karşısında olduğu insanları şaşırtır hem de onların da onayını alır. Çıkardığı dergiler, kendisine muhalif olan çevrelerce de takip edilir. Fakat kendisini uzun zaman anlamayan, anlamak istemeyen çevrelerce de tercih ettiği dil noktasında yadırganır. Bu bakımdan hem kendisine yakınlık duyan camialara hem de kendisine muhalif olan camialara karşı kendine has bir devrimci duruşu vardır. Yıllar sonra Pakdil’in isabetli ve öngörülü bir feraseti olduğu anlaşılır ve kendisini yadırgayan zihinlere de bunu kabul ettirir. Pakdil, ciddi bir disiplin insanıdır. Kitapta, Pakdil’in sıra dışı yazı yazma ritüellerini, kendisinin yanında yetişmiş ve edebiyatımıza mal olmuş birçok ismin de onun kendine has duruşuyla disipline edildiğini görüyoruz. Traşlı, takım elbiseli, kravatlı bir şekilde yazı masasına oturan Pakdil, yazının ne kadar ciddi bir sorumluluk taşıdığını bizlere hissettirir. Dergi çıkarma ülküsü lise yıllarında Hamle dergisiyle başlar. Pakdil’in yönettiği dergi her ne kadar liseli öğrencilerin çıkardığı bir dergi olsa da dönemindeki birçok ünlü edebiyatçıyla röportajlar yapılır, dönemin bazı büyük dergilerinde Hamle dergisine değinilerde bulunulur. Daha sonra uzun yıllar Edebiyat dergisini çıkardığını görüyoruz. Bir harf yanlışına dahi izin vermeyen ilkesi gereği, yüzlerce basılmış dergiyi imha eden bir disiplin anlayışı dahi vardır. Sezai Karakoç’la kısa süreli de olsa aynı evi paylaşırlar. Diriliş dergisine omuz verir. Diriliş susunca, Edebiyat dergisi çıkar. Edebiyat dergisi susunca Mavera çıkmaya başlar. Bir silsile halinde, çağına karşı bir sorumluluk bilinciyle dergi çıkarmanın meşakkatlerine katlanılır. Dergiler parasızlıktan kapanır, dostluklar sınanır, kırgınlıklar olsa da sanat ve edebiyat kazanır. O dönemin çalışma azmi ve disiplini, yazıya karşı beslenen kışkırtıcı heyecan, sanatsal olana derin tutkunluk, nitelikli ve eşsiz eserler ortaya çıkarmıştır.

Şair, yazar Mustafa Aydoğan, Nuri Pakdil’i bir sanatkâr duyarlılığıyla ele aldığı “İnancın Parıltısı Nuri Pakdil” isimli kitabını bir portre çalışması olarak nitelendirmektedir. Bunun gerekçesini de biyografi ve portre çalışmalarının belge niteliğindeki kaynakları kullanma farklılığı olduğunu belirtir. Bilindiği üzere biyografi çalışmaları kaynak niteliğindeki belgeleri resmi bir söylemle dışardan ve objektif bir bakışla ele alır. Portre çalışmaları ise yazan kişinin belgeleri kullanırken hakkında yazdığı şahsın, kendi zihninde var ettiği karşılığını, onun hakkındaki fikir, yorum ve çıkarımlarını da dile getirir. Haliyle portre çalışmaları akademik bir bakış açısından ziyade edebi ve sanatsal bir bakış açısını önceler. Bu bakımdan porte çalışmaları kişilerin ortaya koydukları eserlerin satır aralarına sinen alt metinlerini, yazarı yazmaya iten saikleri, ruhsal çatışmaları, yazının oluştuğu ve kuluçkaya yattığı mekânların tesirlerini ve daha birçok sanatsal olguyu, kazuistik (ayrıntılı) bir beceriyle ele alır.
Pakdil’in yaklaşık sekiz yıllık otel yalnızlığı; yaşadığı çağa, insanlara, yarım yamalak düzene karşı soylu bir sessizlikle karşı durmasının özetidir. Sükût Sureti’yle insandaki gevşeklik meylini söküp atar. Gevşek ve uyuşuk olan her şeye doğuştan muhaliftir. Geceleri uzun uzun uykusuzluklara katlanır. Bu noktada dünyaya klas bir duruşla meydan okur. Bunun bedelini ödemenin meşakkatlerini de tek başına üstlenir. Yalnızlık ve imkânsızlık uzun bir süre kendisini terk etmez. Paranın kirli mülkiyetine bütün hayatı boyunca sağlam bir muhalif olarak kalır. Bir kamyon kiralayıp Edebiyat dergisinin bürosunda dergi, kitap ne varsa doldurur ve Akay yokuşunda uzun kuyruklar oluşturan halka, hiçbir karşılık beklemeden günlerce dağıtır.
Evliliğeiki defa çok yaklaşmasına rağmen, evlilik bir türlü kavuşmakla neticelenmez. Aşklarıylada teraziye vurulur. Hayatındaki bir şeyi sonuna kadar götürür. Aşkını dasonuna kadar dipdiri içinde yaşatır. Eşsiz bir iz sürücüdür. Sevdiği kadınınilk günkü görüşmelerinde giydiği kıyafetleri uzun yıllar sonra en inceayrıntısıyla o günkü heyecanla hatırlar. Ancak nihayetinde gökyüzündekıyılmayan nikâhın, yeryüzünde nasibi olmadığına da tevekkül eder. Her nereyegiderse gitsin yanında üç nesneyi de taşır: Bunlar Picasso’nun ünlü Guernicatablosu, bir Kudüs fotoğrafı ve bir de dünya haritasıdır. Bu noktada Pakdil’inbütün kirli hesapları elinin tersiyle itip, dünya kardeşliğine hayati bir önemverdiğini anlamaktayız. Sanatkâr bir duyarlılık ve imanlı bir ufkun, bütündünyayı kucaklayan bir hayat felsefesini kendine has tarzı ve öğretisiyleyaşadığı çağa eşsiz bir cevap olarak yansır. Sonsöz olarak Nuri Pakdil’ibilinenden farklı bir çerçeveden de tanımak isteyenlere Mustafa Aydoğan’ınciddi bir emek ürünü olan bu portre kitabını okumalarını tavsiye ederiz.
Engin Elman
