Entarisi Dıy Dıy Yâr

“Öyle değildi bu türkü bilirim” diyordu Erdem Bayazıt şiirinde. Ben de diyorum böyle değildi bu türkü. Türkülerin bozulması Türkü de bozar mı? “Et kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır?” diye sormuş atalarımız. Türküler Türk’ün tadı tuzu ise türkünün bozulması Türk’ü tabii ki bozar diyerek girelim söze.
Yaşadığımız günlerde kendi kendimize en çok “Salgından sonra hayatımız nasıl olacak?” sorusunu sorup net bir cevap bulamadığımız için de kaygılanıyoruz. Soruyu çevremizdekilere yöneltip yine cevap bulamayınca kaygı düzeyimiz daha da artıyor. Sanki salgın olmasa bulunduğumuz zamandan sonraki hayatımızın nasıl olacağına dair net bir cevabımız varmış gibi davranıyoruz. Bundan bir yıl önce birisi çıkıp “Gelecek sene bir salgın olacak ve hepimiz evlerde saklanıp salgının geçmesini bekleyeceğiz. Dışarı çıkmak yasak olacak. Çıkanlara ceza kesilecek. Cezaevi görüş günleri gibi dışarı çıkmak için izin günlerimiz olacak. Okullar kapatılacak. Eğitim, televizyonlardan ve internetten yapılacak. Bir çok kişi işini evden çalışarak yaparken yine ironik bir şekilde bazıları da hiçbir şey olmamış gibi işe gidip çalışmak zorunda kalacak. Evde kalıp, yiyip içip, yatarak dünyayı kurtaracağız.” deseydi gülüp geçerdiniz. Şu an sormakta olduğunu soruya yana yakıla cevap aramanıza rağmen aynı şekilde ben de şimdi salgından sonrasının nasıl olacağına dair bir şeyler söylesem, hayatımızda ne gibi değişiklikler olacağına örnekler versem yine gülüp geçeceksiniz.
Adamın biri uçurumdan düşmek üzereyken nasıl olursa bir yerden tutunur. Tutunur ama kendi başına oradan kurtulmasına imkan yoktur. Gücü de gittikçe tükenmektedir. “Kimse yok muuu? Kurtarın beni.” diye bağırmaya başlar. O arada nereden çıktığı bilinmeyen biri imdadına yetişir. Yetişir yetişmesine de düşmek üzere olan adama yardım etmek için birçok şart koşar. Şunu yaparsan, bunu yaparsan, bundan sonra böyle olursan vs.. seni kurtarırım. Adam düşünür, düşünür… Aşağıda uçurum, yukarıda şartlı kurtuluş. Ve şartlar hiç de yapmayı isteyeceği şeyler değil. Yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal. İkisi de işine gelmez. Ve tekrar bağırır: “Başka kimse yok muuu?” Şimdi benim de söyleyeceklerim pekçoğunuzun işine gelmeyeceği için. “Başka kimse yok mu?” diye bağırarak işinize gelecek farklı cevaplar aramaya devam edeceksiniz.
İnternette bir amaç uğruna yahut amaçsız dolaşan herkesin karşısına bir şekilde “kendin yap” videosu çıkmıştır. Bu videolar dolaşıma sokulduktan sonra çok hızlı bir şekilde yayılmakta ve çok da rağbet görmektedir. Aslında bu “kendin yap” videolarının bir önceki aşaması “Nasıl yapılır?” videolarıydı. Birçok alet, edevatın; yiyecek, içeceğin akıl almayan üretim aşamalarını bu videolarla öğrendik. Bazılarına çok şaşırdık, bazıları çok basit geldi. “E madem o kadar şeyin nasıl yapılacağını öğrendik biz de yapamaz mıyız?” diye yeni bir merak doğdu zihnimizde. Bu aşamada yine (buraya dikkat) sanki içimizi okur gibi yeni videolar yardımımıza koştu. “DIY (Do it yourself)” yani “Kendin yap.” videoları sıraya girdi. Tabii ki bu videolarda yapmayı öğrettikleri şeyler fabrikalarda yapılabilecek şeyler değil evde yapabileceğimiz şeylerdi. Büyük bir iştahla bir çoğunu izledik, yapmaya çalıştık.
Tıpkı bu çırak ile anası gibi: Gencin biri bakırcının yanında çırak olarak işe başlar. Çok uzun sayılmayacak kadar işe devam eden genç bir gün işe gelmez. Usta kendi kendine söylenir, kızar ama “Bir işi çıkmıştır. Gençtir yol yordam bilmez. O yüzden haber vermek aklına gelmedi herhalde.” diyerek o günü geçirir. İkinci gün bekler çırak yine yok. Ya sabır çeker. Çırak üçüncü gün de gelmeyince usta merak eder. Çırağın başına bir hal gelmiş olmasın diyerek evine gider kapıyı çalar. Kapıyı çırağın anası açar. Buyurun, der. Usta durumu anlatır merak ettiğini söyler. Anne gayet sakin bir şekilde “O dükkan açtı. Daha sana çırak olarak gelmeyecek.” der. Usta kızsa mı üzülse mi bilemez. “Nasıl dükkan açar? Daha dün bir bugün iki. Ne öğrendi ki dükkan açtı?” diye sorar. Anne “Vallahi ben bilmem. Oğlan: ‘Ben bu işi öğrendim. Demiri dövüyorlar oluyor yassı, yanını kıvırıyorlar oluyor tepsi. Ben de dükkan açacağım.’ diyerek gitti.” der. Usta “Vay şerefsiz kendi öğrenmiş öğrenmiş. Gitmiş bir de anasına öğretmiş.” diye ateş püskürerek dükkanın yolunu tutar. Şimdi birileri işi öğrendi öğrenmesine bir “Kendin yap” videolarıyla bize de öğrettiler. Hepimiz işi biliyoruz. O hâlde bizde dükkanı açalım. Yok, o iş o kadar kolay değil. Çünkü amaç sana da dükkan açtırmak değil seni uzaktaki bir işçisi gibi çalıştırmak. Nasıl mı?
Kendimizi Genel Ağa Bağlayalım Mı, Gülelim Mi Ağlayalım Mı?
Su, buhar ve rüzgârın üretim sürecine dahil edilmesi ile makineler hayatımıza girdi. Sanayi denilen şey burada başladı. Endüstri 1.0. Elektrikle birlikte seri üretim ivme kazandı. Endüstri 2.0. Bilgisayarlar oyuna dahil oldu. Bir çok işi kendi kendine yapan bilgisayarlı makineler üretimde insana ihtiyacı azalttı. Endüstri 3.0. İnternetle bilgisayarlar birbirlerini tanıdı hatta iş sadece bilgisayarla sınırlı kalmadı. “Nesnelerin de interneti” oldu. Çevremizde gördüğümüz tüm elektronik cihazlar ağla birbirine bağlanabilir hale geldi. Tabii bir de tüm ağların bağlı olduğu bir Genel Ağ; sömüren, veriyi vakumlayan bir ağ. Endüstri 4.0. Bir çırpıda özetlediğim bu sürecin gelişimi öyle bir anda olmadı. 1780’lerden başlayan yani 240 yılda örülen bu ağ bizi sarıp sarmaladı. “Her şey ben/biz yaşarken oldu.” 1’den 2’ye geçiş yaklaşık 120 yıl sürerken geçişlerdeki süre gittikçe azaladı. 4’ten 5’e geçiş sadece 20 yıl sürdü. İş bu kadarla kalacak mı? Kalmayacak. Kalmadı da. Bir anda endüstri 5.0’a giriş yaptık. Sert bir giriş değil daha yumuşak, öncekilere göre daha az fark edilen hatta belki fark edilemeyen bir giriş oldu bu. Öyle ki Endüstri 5.0’ın ne olduğu tam anlamadan Endüstri 6.0’ın adı anılmaya başlandı. Bu geçişler arasındaki süre artık daha da kısalacak. Birini isimlendirmeye bile fırsatımız olmadan bir diğerine geçiş yaptığımızı fark edeceğiz. Daha doğrusu pek de fark edemeyeceğiz.
Bu değişim ve dönüşümün isimlerini biz yaygın adıyla Endüstri X.0 diye ifade edelim siz Toplum X.0 olarak anlayın. Çünkü endüstri her ilerlemesinde toplumu da beraberinde değiştirdi. En başından bu yana sürecin toplumu gittikçe bireyselleştirdiğini sanırken bir de baktık insanlar bireyselleşmemiş toplum tek bir birey olmuş. Toplumsal birey, bireyselleşmiş bireye o da birey-topluma dönüşmüş. Yani artık karşımızda çeşitli bireylerden oluşan, yönlendirmesi zaman alan, idare etmesi güç bir toplum yok; tek bir Genel Ağ’a bağlı, tek merkezden kontrolü mümkün birey-toplum var.
Genel Ağ Kimdeyse Ağa Odur
Kontrolün tek merkezden sağlanabilmesinin avantajlarını burada size anlatacak değilim. Kimin ipine tutunursan rabbin odur. Yeni toplumun[1] tutunduğu ip: Genel Ağ. İhtiyaçlarımızı da oraya arz ediyoruz, bilgiyi de oradan alıyoruz. Aldığımız bilgiler yavaş yavaş benliğimiz inşa ediyor. Bilgiyi nereden alırsak oraya teslim oluyoruz. Teslimiyet sorgulamamayı gerektirir. Biz de öyle yapıyoruz. Sorgulamıyoruz, sorgulayanları taşa tutuyoruz.
Uzaktan Eğitim + Uzaktan Çalışma = Uzak İşçi
Endüstri değişti, toplum değişti her şey hazır. Sistemi test etmek lazım. Küresel bir sistemi üç beş kişiyle test edemezsin. Doğru fikir verebilmesi için örneklemi yeterli düzeyde seçmek gerekir. Bu küresel sistemi, tüm dünyanın içinde bulunacağı şekilde test etmek gerekirdi. Sistemin ağa babaları, ağ babaları yahut akbabaları nasıl yapacaklarını kara kara düşünürken imdatlarına Covid-19 yetişti. Hiç akıllarında olmayan (!) bu virüs küresel tatbikatı yapmak için iyi bir zemin oluşturdu. Tatbikat başarılı geçti mi bilemiyoruz. Tatbikatın henüz ne kadarı gerçekleşti onu da bilemiyoruz. Biz, şu an için Genel Ağ’la bize sunulan kadarını biliyoruz sadece.
Gelelim şu işçilik mevzuuna. Günümüzde halen daha büyük üretici ile tüketici arasında aracılar mevcut. Bu da ister istemez ürünün son tüketiciye gelene kadar masraflarını artırıyor. Büyük sermaye sahipleri fazlalıkları aradan çıkarmak için çalışmalar yapıyor. Satın alacağımız bir ürünü doğrudan üreticisinden almamızın yolları aranıyor. Bu da toptancıdan alıp perakende satanların yerini internet satışına bırakıyor. Perakendecinin aradan çıkarılarak maliyetin azaltılması gerekiyor. Bu sayede ortaya çıkan kârın bir kısmı üreticiye bir kısmı tüketiciye paylaştırılınca iki taraf da hâlinden memnun kalacaktır.
Bazı üretimlerde %100 makine üretimi mümkün olmuyor. Ürünün nihai şekline kavuşabilmesi için insan elinin değmesi gerekiyor. Bu da üretim sürecinde işçi çalıştırmayı gerektiriyor. Halbuki son model endüstri anlayışı buna karşı. Bunun için de bulunan bir çözüm var. (Burayı aklımızda tutalım.) Birçok sektörlerde nakliye maliyetlerini düşürmek amacıyla ürünler demonte haliyle kargolanmakta. Bu ürünlerin montajı için yine aracılara ihtiyaç vardır. Yani ustalara, montaj elemanlarına. Bunların da aradan çıkarmanın yolları aranıyor. İşte tam da burada “kendin yap” modeli devreye giriyor. Aradan çıkarılan tüm aracıların yerini “kendin yap” videolarıyla uzak işçi olarak yetiştirilen son tüketici almış oluyor. Tüketici, üreticinin ücretsiz bir işçisi olurken aynı zaman bir şey üretmiş olmanın hazzını yaşarayarak tatmin olduğu için bu durumdan şikayet etmeyecektir. Hele bir de bu hazzı yine Genel Ağ’da tüm insanlıkla paylaşıp beğeniler kazandığı zaman değme keyfine. Yeni toplum düzeninde öngörüm odur ki hepimizin elinden her iş gelecek. Hepimiz becerikli ustalar olacağız. Tabii becerikli ustaların iyi aletleri olur. Şarjlı matkaplardan tutun da delici, kesici, yapıştırıcı bir çok alet edevata ihtiyacı olan becerikli ustalar tabii ki bu ihtiyaçlarını üreticiden doğrudan temin edebileceklerdir.
Genel hatlarını çizmiş olduğumuz bu sistemi daha bir çok sektör için düşünebilirsiniz. Tıraş makinesini alarak berbere ihtiyacı kalmadan evde kendi kendini tıraş edenler; ununu, mayasını, fınını alıp fırıncılara ihtiyacı kalmadan ekmeğini evde yapanlar ve daha bir çok becerikli insan. Hatta son zamanlarda robotik kodlama, arduino, raspberry gibi popüler hale gelen şeyleri düşünelim. Bu anlamda verilen eğitimlerin bizi elektronik ve yazılım uzmanı yapmayacağını; çip ve elektronik devreler üreten büyük üreticilerden satın alınan parçaları bir araya getiren, bunu yaparken de üretim yapmış olma hazzından çılgına dönen montaj elemanından öteye götürmeyeceğini görürüz. Ancak bunu kim umursar. Ampülü duya takamamasından şikayet edilen bir nesilden kendi elektronik eşyasını üretebilen(!) bir nesle geçiş neden kötü olsun ki? Ya da entarisini DIY DIY yapan bir yârimiz olsa fena mı olur?
[1] İpin ucunu kaçırdığımız için bu toplumun kaçıncı toplum olduğunu söyleyemeyeceğim. En doğru tanımlama: Yeni toplum. Ne de olsa yeni olmak rağbet gören bir şey.
