İnsanlık Tarihine Farklı Bir Bakış

Yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan… İsmet Özel, böyle özetliyor dünya tarihini.
Aslında her şey bilinen bir hikâye, değil mi? Kardeşlerin ilk ayrılık vakası: Habil ve Kabil. Sezai Karakoç şöyle diyordu: “Kardeşiz demekle yetmez, Kabil misin Habil mi? Onu netleştirmek lazım.”
Bu ilk ayrımdan sonra insanın asıl kavgası başlamıştır, diyebiliriz. İnsanı bir tarih çizelgesinde değerlendirdiğimiz vakit, Demir Çağı’na göz atmak gerekir. Şehir devletleri zamanla imparatorluklar hâline gelmişti. Teknik açıdan gelişen insan, zafer elde ettikçe ahlaki açıdan zayıflamaya başlamıştı.
Hazreti Muhammed, Tebük Seferi sonrası “Hoş geldiniz küçük cihattan büyük cihada.” demişti. Büyük cihat, nefsin heva ve hevesine karşı yapılan cihattır. İnsanoğlu, son peygamber Resûlullah gelinceye kadar pek çok kez uyarıldı. Ve insan, teknik açıdan geliştikçe Tanrı’nın sözü de o denli güncel oldu. Fakat insan, Allah’ın sesinden ziyade şeytanın sesine kulak vermeyi tercih etti. Çünkü orada bir cazibe vardı. Cazibe, şeytanın insana otorite vaat ediyor olmasıydı. İnsan bir başarı elde edince kibre kapılma ihtimali çok yüksektir; bu aşikârdır. Bu yüzden sözlerin en günceli olan Kur’an “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.” demiştir.
Tarih serüvenine devam edelim… Hz. İsa’nın sözlerinden sonra insanlar (Katolik Kilisesi), dünyanın ve evrenin merkezinin kendileri olduğunu iddia etmişlerdi. Bu “merkeze geçme” konusu bilimsel bir tartışma değildi; kilise, tüm evrenin otoritesinin kendisine ait olduğunu söylüyordu. Bu sebeple, Kopernik Güneş merkezli sistemden bahsedince fikirleri yasaklanmıştı. Çünkü Kopernik’in Güneş merkezli sistemi, kilisenin otoritesini sarsmaktaydı.
Gücü elinde bulunduran insan, kalbini unutunca kanunlarını sadece kendi gücünü ve makamını korumak için yapıyordu.
Cahit Zarifoğlu, “Bir kalbiniz vardı, onu hatırlayınız.” derken belki de bu meseleden bahsediyordu.
Kötülüğü yenmek için tamamlanmış bir yüreğiniz olması lazım. Yine tarihsel bir açıdan örnek verelim: Sümerler’de bir köle olan Urgakina, krallığı ele geçirmiş, dünyanın ilk yazılı kanununu yapmış, kölelere bazı haklar vermişti. Fakat köleliği ortadan kaldırmamıştı.
İnsanın insana yaşama hakkı tanıması, insanlığa yapılmış en büyük suç değil midir?
İşte kötülük tam olarak burada, kim olduğumuzu unutmakla başlıyor.
Peygamber Efendimiz, Mekke’yi fethettikten sonra karşısında korkudan titreyen kişiye,
“Korkma, rahat ol. Ben kral değilim; ben ancak Kureyşli kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.” demişti. Güzel ahlakı tamamlamaya gelen Hz. Muhammed’e de böyle bir söz yakışırdı.
Güzel ahlak; yani evrensel ahlak, kişilere insan olduğunu hatırlatan, merhametli olmayı emreden bir ahlaktır.
Ahlak konusu çok daha uzun bir meseledir fakat merhamet, insanın çocukken edindiği bir huy gibidir. Hiçbir çocuk kötülüğü planlamaz.
Kötülüğü planlayanlara baktığımız zaman, hepsinin zamanla taşlaşmış ve belki de ağlamayı unutmuş bir yüreği vardı.
“Bugün ne dünden bir sonraki gündür,
Ne yarından bir önceki…
Bugün hem dünkü gündür,
Hem yarın ve sonraki.”
— Alper Gencer

Dünya üzerinde isimler değişiyor, haritalar değişiyor, teknoloji değişiyor, birçok şey gelişiyor. Fakat insan, yeryüzüyle tanıştığı ilk günkü gibi nerede duracağına henüz karar veremiyor.
Nuh’un oğlu Kenan, yanlış bir tercih yapmıştı.
Aslında kötülüğün peşinden gidenler nerede duracaklarını biliyorlardı. Onların bu tutumu, belki bir inat uğruna da olsa bir netlik içermekteydi.
Fakat biz bugün, yaşadığımız bunca acıya, bunca savaşa rağmen ve mazlumların ölmesini gördüğümüz hâlde; televizyon kanallarında, sosyal medyada, her yerde karşımıza çıkan kötülüğün karşısında hâlâ nerede duracağımıza karar veremiyoruz.
Bugün helâk olan bir kavim yok.
Fakat bizim bu tutarsızlığımız, “Bir kötülük var ama…” diye başlayan sözlerimiz ve güzel ahlakın peşinden gitmeyişimiz, en büyük helak olma sebeplerimizden biridir.
Bir şiirimde şöyle söylemiştim:
“Başımıza bir şey gelmiyorsa, başımıza gelen merhamettir.”
Demek ki Allah bize hâlâ bir fırsat sunuyor.
Ve bu fırsatta belki de bizden istediği tek şey: Ne tarafta duracağımızdır.

 

Belki bunları da beğenirsin...