KÜRESELLEŞME DEĞİL KÜRESELLEŞTİRME
Küreselleşme diye bir kelime yoktur, KÜRESELLEŞTİRME diye bir kelime vardır; yani “globalizasyon” vardır.
Kelimeler marifetiyle zihinler işgal ediliyor. Küreselleşmenin pratikte ne olduğu irdelenmeli. Analitik düşüncelere ihtiyaç var. Küresselleşme kavramında “bile, isteye ve kaçınılmaz” anlamı var. İnsanı kabullenmeye mahkum eden. Bir zehir gibi yavaş yavaş kendi değerlerinden, kimliğinden, ailesinden, milletinden uzaklaştırma… Normalleştirme zehriyle.. Kendiliğinden ve fark edilmeden…
Lâkin eğer biz buna “küreselleştirme” dersek, bu kavramın büyüsü bozulur. Bir sömürge düzeninin kavramı olduğu apaçık ortaya çıkar. Dayatılan, dışarıdan planlı ve bilinçli bir müdahale olduğu fark edilir. Fark edilen bir şeye de tedbir alınır, baş kaldırılır. Küreselleştirilme, kapitalizmin tüketim malzemesi olmaktır, insanı kendisinden ve insanî vasıflarından uzaklaştırarak nesneleştirmektir. İnsanı duygusuz, fikirsiz kalıba döküp, bir paket programdan ibaret aynı hayata zorlayıp bir robot gibi rolleri ezberletilen bir mahluka çevirme projesidir. Dünyaya uygulanan tanrısız ve tek din, tek millet projesidir küreselleştirme. Zihinsel işgal, zihinsel soykırım…
Dünyayı tanımak ayrı, şahsiyetsizleşmek, milletsizleşmek, vatansızlaşmak ayrı. O nedenle küreselleştirilemeyen insanlar olmak için çağın dayatmasına direnmek gerekir. Önce ailede…
Her insan ayrı bir dünyadır, fikirdir. Her insan şahsî ve muhteremdir. İçinden çıktığı toplumun kıymetli bir parçasıdır.
