Eğitim ve Demokrasi

İnsanların demokrasiye hangi durumlarda ihtiyaç duyduklarını, hangi davranışlarını meşru kılmak için bu kavramı ileri sürdüklerini hiç düşündünüz mü?

Tanımına bakınca dünyevi tüm güzellikleri içinde bulmak mümkün: özgürlük, bireysel farklılıklara saygı, eşitlik… Hayatta karşılığına bakınca tüm bu içeriğin neye hizmet ettiğini sarahatle görebiliyorsunuz.

Toplumun doğru kabul ettiği herhangi bir davranışın destekçisi olarak göremezsiniz demokrasiyi. Yanlış kabul edilen ne varsa onların, toplumun yok edici yaptırımlarına karşı güçlü bir kalkanı olarak görebilirsiniz ancak. Demokrasi eşcinseller, hayat kadınları, dolandırıcılar, sahtekârlar, ırz düşmanları, tefeciler, vatan hainleri, bölücüler, teröristler, yalancılar ve tembeller için üretilen ve işletilen bir kavram. Bütün bu kesimin hem hukuki hem de fikri savunuculuğunu yapar her zaman.

Siz hiç ekmeğini helal yolla kazanan, dürüst, iffetli, vatanperver bir adamın yanında demokrasiyi gördünüz mü?

Ülkenin en gözde caddesinde ellerinde pankartlarla yürüyüş yapan eşcinseller, hayat kadınları, ülkenin bir bölümünün kendilerinin olduğunu iddia eden vatan hainleri acaba hangi haklarını kullanıyorlar? Yanıltıcı reklamlarla dolandırıcılık yapanlar, verdikleri borç para karşılığında faiz işletenler, hangi kavramla hayat sahası bulabiliyorlar bu ülkede?

Demokrasi, bir de onun kız kardeşi ‘insan hakları’, bir de babaları var tabi; serbest piyasa…

Demokrasi olamasa neleri kaybedeceğimizi görebiliyor musunuz? Veya şöyle sorayım, demokrasi olmasa en çok kimler üzülür, kimlerin işi sekteye uğrar?

Amerika kıtası keşfedildikten sonra Avrupa’nın değişik toplumları buraya göç ederek erişebildikleri her yeri sömürmeye başladılar. Koloniler oluşturdular. Daha sonra Avrupa’dan buraya yerleşen halklar birleşerek Avrupa’nın sömürüsüne karşı bağımsızlık mücadelesi içerisine girdiler. 1776 yılında bağımsızlık bildirgesi yayımladılar. Elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan federal anayasal cumhuriyet oluşturdular kendilerine. Birinci dünya savaşında Avrupa’nın sömürgesi olmaktan tam anlamıyla kurtulup, ikinci dünya savaşında ise tüm Avrupa’yı müstemleke haline getirdiler.

Amerika farklı kimliklerin bir araya gelerek oluşturduğu topluma sahip olduğundan güçlü bir devlet ve aynı hedefler için çalışan tek bir millet oluşturmak için başta eğitim olmak üzere değişik alanlarda yoğun çalışmalar yapmıştır. Bu anlamda John Dewey’in “Demokratik Eğitim” anlayışı hedeflediklerinin üstünde bir karşılık vermiştir. Bireysel farklılıklara getirilen sınırsız müsamaha ve bu müsamahanın devletin temel amaçlarından oluşan ‘gizli müfredat’la eğitim kurumlarında yürürlüğe konulması kısa sürede kapitalistlerin kıta üzerindeki hedeflerine ulaşmalarını sağladı. Bununla da kalmadı bu eğitim anlayışıyla ve devlet yapılanmasıyla tüm dünyayı sömürge haline getirebilmenin yollarını ilham etti bu işin mimarlarına. Onlar da hiç vakit kaybetmeden John Dewey’i belirledikleri ülkelerin eğitim kurumlarını düzenlemesi için görevlendirdiler. 1924’te iki aylığına Türkiye’ye gelmiş, görevini hakkıyla ifa etmiştir.

Biz çocuklarımıza hangi amacı gerçekleştirmek üzere eğitim veriyoruz? Öncelikle bu soruya bir belirginlik kazandırmak zorundayız. Türk Milli Eğitim Temel Kanununda yer alan genel amaçlara bakıp ardından on birinci maddeye yani ‘Demokrasi Eğitimi’ bölümüne geçtiğimizde ne denli bir garabetin ve tenakuzun içerisinde olduğumuzu anlarız. Bu maddelerde ‘ancak’ bağlacıyla özgürlük kavramına getirilen sınırlandırmaların hangi dünya görüşünü yasakladığını ve hangi dünya görüşüne serbestlik kazandırdığını bütün çıplaklığıyla görmek zorundayız.

Milli birlik ve beraberliğimizi sağlaması hedeflenen en güçlü kurumumuz olan milli eğitimimize gizli değil apaçık bir müfredat olarak demokratik eğitimin girmesi şu an ulaşmış olduğumuz toplumsal ayrışmanın en temel sebebidir. Milli ve demokratik eğitim… Bizim için değil dünya sistemin iplerini ellerinde bulunduranlar için çocuk yetiştirmenin en güzide yolu…

Milli olacak, tek kültür, tek millet olacak diye hedefler koyacaksın sonra demokratik eğitimle bütün bu kavramları ve hedefleri örtüştürmeye çalışacaksın. Olmaz, olmadı da…

Türk milli eğitiminin hedefleri, İstiklal Harbi veren ve şeksiz şüphesiz muzaffer olan bu milletin hedefleriyle tamamen aynıdır. Hiçbir farklı düşünce ve kültür eşit bir şekilde ne milli eğitim kurumlarında ne de başka kurumlarda tercihe sunulamaz.

Kültürel, dinsel farklılıklara ve düşünce farklılıklarına bu milletin cevabı Çanakkale’dir, Sakarya’dır, İstiklal Marşıdır.

21 Mart 2016-Gazetedoğu

 

Belki bunları da beğenirsin...