Kölelikten Zirveye: Taras Şevçenko
“Ben, köylü ve sıradan insanın şairi olayım ama gerçek halkım tarafından şair olayım. Başka bir şey istemiyorum” T.Şevçenko
Rus edebiyatı 11.yüzyıldan 13. yüzyılın sonlarına kadar uzanan ilk döneminde dinin ve dinsel konuların etkisinde kaldı. Bu dönemde Hristiyan dünyasının, Bizans ve Roma merkezleri arasında ikiye ayrılması ve Rusya’nın Katolik Batıya karşı Ortodoks Batının yanında yer alması onu Latin dünyasından uzaklaştırdı.
11. ve 12. yüzyılda dinsel konuların yanında çeviri ve uyarlamalarla yaşamını devam ettiren Rus edebiyatı, 13. yüzyıldan itibaren özellikle Tatar İstilası ve diğer coğrafi problemler dolayısıyla yerini savaşlar ve merkezi yönetim kurma çabalarını esas alan metinlere bıraktı.
12. yüzyılda Rusya’nın Tatar İstilasından kurtulmasıyla başlayan süreçte canlanan Moskova’ya ilk kez 16. Yüzyılda matbaa kuruldu. Bu dönemde Moskova Prensliğinin siyasal varlığını öne çıkaran yazıları ile dinsel propaganda kitapçıkları egemen durumdaydı.
17.yüzyılın başlarında İsveç ve Polonya ordularının işgaline uğrayan Rusya, yeniden kültürel gerileme sürecine girdi. Özellikle bu dönemin ardından dinsel konuların yanı sıra din dışı ögeler ve sözlü halk geleneği de Rus Edebiyatında yer almaya başladı.
Çar 1. Petro’nun 18. Yüzyılda gerçekleştirdiği reformlar sonucunda Rus soyluları ve aydınları kendilerine tamamıyla yabancı olan Batı Avrupa Kültürü ile tanışma olanağı buldu. Modern Rus Edebiyatı ise bu reformlarla birlikte 18. yüzyılda klasikçilik ile başladı. Özellikle 18. yüzyıldan sonra birçok dünya edebiyatına etki eden klasikçilik, romantizm ve hümanizm gibi yenilikçi akımlardan Rus Edebiyatı da nasibini aldı. Bu akımların öncülüğünü üstlenen Puşkin, Gogol ve Şevçenko gibi isimler dünya edebiyatını sarsacak çalışmalarıyla dikkat çekti.
Ukrayna’nın Çarlık Rusya ve Avusturya- Macaristan İmparatorluğu arasında paylaşılmasından dolayı Ukraynalılar yeni toprak sahiplerinin köleleri konumundaydı. Modern Ukrayna dili ve edebiyatının kurucusu sayılan şair ve ressam Taras Şevçenko, Kiev’de serf bir ailenin çocuğu olarak 1814 yılında dünyaya geldi.
Şevçenko; dokuz yaşına gelmeden annesini, iki yıl sonra da babasını kaybetti. Baron Engelhardt’ın hizmetine giren bu kimsesiz çocuk; mutfak işçiliğinden artırabildiği zamanlarda gördüğü, duyduğu ne varsa yazmaya ve çizmeye başladı.
1828 yılında efendisi ile birlikte “benim için çok değerli” dediği Vilnius’a geldi. Onun Vilnius’a bu kadar çok değer vermesinin nedeni, sanat ve özgürlük aşkının doğduğu yer olmasıyla alakalıdır.
Önceleri Şevçenko’nun sanata ve edebiyata olan ilgisini fark eden Engelhardt, onu durdurmaya çalışsa da bu konuda pek başarılı değildi. 1831 yılında Şevçenko’nun artık mutfak işlerinde başarılı olamadığına kanaat getirerek onu Shirayev adında bir ressamın yanına çırak olarak verdi.
Hizmet etmekten arta kalan zamanlarda Yevhen Grebinka, Vasil Grihoroviç, İvan Soşenko ve Rus ressam Aleksey Venetsianov gibi birçok ünlü yetenek ile tanışma fırsatı bulan Şevçenko’nun büyük yeteneğini fark eden diğer sanatçılar, onun akademiye girebilmesini istediler fakat Şevçenko’nun köle olması buna engeldi. Ressam ve Profesör Karl Briullov; dönemin ünlü Rus şairi Vasili Jukovski’nin portresini çizerek elde ettiği gelirle 3 Mayıs 1838’de Taras Şevçenko’nun özgürlüğünü satın aldı ve onun akademiye kabulünü sağladı.
Bundan bir yıl sonra Sanatçıları Destekleme Derneği’nde öğrenim görmeye başlayan Şevçenko; İmparatorluk Sanat Akademisi’nin açtığı sınavda peyzaj dalında ilk gümüş madalyasını kazandı. 1840 yılında yaptığı “Köpeğe Ekmek Veren Dilenci Çocuk” isimli yağlı boya tablosu ile ikinci kez gümüş madalya kazanmaya layık görüldü.
Henüz bir köle iken yazdığı şiirlerini derleyerek 1840 yılında Kobzar takma adıyla yayımladı. Ünlü Ukraynalı şair İvan Franko, onun şiirleri için şu sözleri söylemiştir: “Şevçenko’nun sanatsal anlatımındaki berraklık, derinlik ve zarifliği daha önce Ukrayna yazarlarında görülmemiştir.”
1841 yılında destansı şiiri “Haydamakiy” yayımlandı. Aynı yılın Eylül ayında Şevçenko “Çingene Falcı” adlı eseri ile üçüncü kez gümüş madalya ile ödüllendirildi. Tiyatro oyunları da yazan Şevçenko 1842’de “Nikita Hayday” adlı oyununu ve 1843’te yazdığı “Nazar Stodolya” adlı dramasını bitirdi.
1844 yılında Çar’ın baskısı ve Ukrayna’nın yıkımı sebebiyle oldukça zor günler geçiren Şevçenko; anavatanının bu sosyal ve kültürel yıkımını resmetti ve bunları “ Ukrayna Resimleri” ismini verdiği bir albümle taçlandırdı.
22 Mart 1845 yılında Sanat Akademisi tarafından “sanatçı” unvanını alan Şevçenko; Mikola Kostomarov, Methodius Kardeşler ve Saint Kiril üyeleri ile buluştuğu için tutuklandı. Çarlık yönetimine karşı politik reformları savunmasıyla tanınan bu gizli topluluğa üye olmamasına rağmen, aramalar sırasında bulunan ve imparatorluğu eleştirdiği için sakıncalı olarak değerlendirilen “Düş” şiiri dolayısıyla Orenburg’a sürgüne gönderildi.
Şevçenko sürgünde geçirdiği yıllar boyunca oldukça baskı altında tutuldu; resim yapması ve yazı yazması yasaklanmıştı. Kırgız steplerinde her yeri kaplayan derin sessizliğe mahkûm edilen Ukraynalı sanatçı, en azından yazma ve resim yapma özgürlüğüne tekrar kavuşmak umuduyla Gogol ve Tolstoy gibi dönemin ünlü isimlerine mektuplar yazarak yardım istemiştir. 1857 yılında çıkarılan af ile sürgünden dönse de St. Petersburg’a gitmesine izin verilmez.
Sürgünde geçirdiği zor yılların ardından hastalanarak 10 Mart 1861 yılında hayatını kaybetti. Son yıllarını şiir yazarak, resim yaparak, gravür sanatıyla uğraşarak geçiren Şevçenko, Smolensk Mezarlığı’na defnedildi. Ancak Şevçenko’nun “Vasiyetim (Zapovit)” şiirindeki isteği üzerine cesedi arkadaşları tarafından taşınarak Dinyeper kıyısındaki Kaniv yakınlarında Çerneçka Horo’ya (Keşişler Tepesi) getirildi. Mezarı şu anda Kaniv Müzesi sınırları içerisindedir.
Taras Şevçenko, dünya edebiyatı içerisinde yer almayı başarabilen önemli şairler arasındadır. Eserleri Modern Ukrayna Edebiyatı’na temel oluşturmuş ve Ukrayna’nın ulusal bilincinin gelişmesinde büyük katkı sağlamıştır. Romantizm ve hümanizm akımlarından etkilenen Şevçenko, yaşamını çevreleyen sorunlar ve bunlara ilişkin fikir ve vizyonuyla kendi tarzını oluşturmayı başarmıştır.
Şevçenko ölümünden yüzyıllar sonra bile ilham kaynağı olmuş ve birçok ünlü ismin hatıralarında yer almıştır. Bu hatıraların en çok bilinenlerinden biri ise Nazım Hikmet’e aittir.
Nazım Hikmet, Kiev’deki T. Şevçenko müzesine gidip Şevçenko’nun kalemini görmek ister. Ancak kısa süre önce bir kalp ameliyatı geçirmiştir ve müzenin yüksek merdivenlerine geldiğinde rahatsızlanır. Müze müdürü aşağı inip şairin o kalemi ne denli görmek istediğini anlayınca, Şevçenko’nun kalemini Nazım Hikmet’in yanına kadar getirir. Nazım Hikmet, Kiev şehrinden ve Şevçenko’nun kaleminden o kadar etkilenir ki bir şiir yazmaya karar verir;
“Mavisi İstanbul’uma benzer
Yeşili Bursa’mdan eser
Oturmuş da şiir yazar
Birden sevdalandım Kiev şehrine
Kapısından içeri girer girmez
Şevçenko karşıladı beni
Gözlerini görür görmez
Eğildim, öptüm elini.”
İlk Yayımlanma: Ihlamur Dergisi, Nisan 2017

