Eski Postu Arıyor Gözlerimiz

Post Öykü 20. Sayı (Ocak-Şubat 2018)

Post Öykü’nün Ocak-Şubat 2018 sayısı köklü değişikliklerle okura ulaştı. Bilindiği gibi Post Öykü’nün her sayısı “yıl.sayı” şeklinde numaralandırılıyordu. Kasım-Aralık sayısı 4.1 şeklinde idi. Bu ay 4.2’yi elimize almayı planlıyorduk ki bir anda 20. sayı ile karşı karşıya kaldık. Dergiyi eline alınca bir ağırlık çöküyor insanın içine. Sebebini biraz sonra anlıyoruz. Kâğıt değişmiş. Nasıl bir kâğıt diye incelerken fark ediyoruz ki kâğıt parlıyor. Rengi de değişmiş. Daha gri bir ton hâkim. Kâğıdın parlaması ve gri olması okur için hoş olmayan bir durum. Okumak zorlaşıyor, göz yoruluyor. İçini hızlıca incelerken bir huzursuzluk hissediyor insan. Kâğıttan mı, fonttan mı, dizgiden mi bilemiyorum yazılar insanın üstüne üstüne geliyor. Dergiyi biraz daha kurcalayınca künye dikkatimi celbediyor. Künyede İz Yayınları logosu yok. Onun yerini Albayrak Medya logosu almış. Albayrak Medya Gerçek Hayat, Cins, Nihayet, Derin Tarih gibi dergileri de bünyesinde barındıran bir medya gurubu. Post Öykü’yü de bünyesine dâhil ederek edebiyat kanadını iyice güçlendiriyor. Bu vesile ile onlara da hayırlı olsun diyoruz. Hazır ilgilileri de yakalamışken şikayetlerimizi ve talebimizi de söylemiş olalım: Post Öykü’nün ele çok güzel oturan fiziki bir yapısı vardı. Kapak ve kâğıt daha sert olduğu için bu hâli de kaybolmuş. Albayrak Medya’nın ve editörlerin ve bu işe acilen çözüm bulması gerekiyor. Bir edebiyat dergisi naif olmalı. Fiziki olarak eski Post Öykü’yü arıyoruz.

Post Öykü ilk sayılarından beri beni heyecanlandıran projelere imza attı. İlk yıl Elias Canetti’nin tasarladığı karakterler üzerinden Öykü Atölyesi yaptılar. Bir sayıda verilen karakterlerle ilgili gelen öyküleri sonraki sayıda yayınladılar. İkinci yıl içerik biraz değişti. Canetti’nin karakterleri yerini Acaibü’l-Mahlukat’taki masal yaratıklarına bıraktı. Kim zaman masalsı kimi zaman post-modern öyküler okuduk. Edebiyatımıza bir soluk getirdi. Üçüncü yılında Post Öykü 15 Temmuz Öykü Atölyesi ile atölyelere ara verdi. Sonraki sayılarda Mit ve Öykü, Fantastik ve Öykü, Kahraman ve Öykü gibi dosyalarla karşımıza çıktı. Dördüncü yılına yine bir dosya konusu ile Dijital Kültür ve Öykü ile başladı. Tüm bunların yanında tabii ki her sayıda birçok öykü, öykü ile ilgili kuramsal yazılar, söyleşiler ve soruşturmalar okuduk. Derginin ikinci sayısı ile başlayan ve sadece 14. sayısında ara veren Necip Tosun’un Öykücünün Günlüğü serisi en çok dikkatimi çeken yazılardan oldu. Dördüncü yılla birlikte bu günlük yazıları kronolojik halden tematik bir yaklaşımla Ramazan Dikmen’li Günler alt başlığıyla yayınlanmaya başladı. Bu son sayısında da Sezaî Karakoç’lu Günler’le devam ediyor. Cemal Şakar da birkaç sayı önce başlamış olduğu hayata, edebiyata ve sanat dair kısa notlarından oluşan “Fragmanlar” serisine bu sayıda da devam ediyor.

Cemal Şakar’ın Necip Tosun söyleşisi ile kimin yaptığı bilinmeyen bir Gisela Casimiro söyleşisi bu sayının söyleşileri. 19. Sayıda başlayan Arda Arel, Ahmet Melih Karauğuz, Mahmut Sami Yıldız, Ali Güney ve Gülhan Tuba Çelik’in bir kitabı farklı gözlerle incelediği “Dört Artı Bir” köşesinde bu ay Yunus Meşe’nin geçtiğimiz aylarda çıkan Geç Kalmış Bir Şapka kitabı ele alınıyor.

Bu ayın sürprizleri arasında ise “Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken” serlevhalı yeni bir köşe de var. Bu yeni köşenin ayrıntılarını Aykut Ertuğrul veriyor:

“Bu bölümde aynı kuşaktan dört şair ve yazar bizi etkilediğini düşündüğümüz şeylerden bahsedeceğiz. “Şey” diyorum çünkü çıkış tam da burası. Bu tip listelerde genelde öykücülerin, başka öykü ve romancılardan, şairlerin de başka şairlerden etkilenmesi beklenir. Ama hakikatte durumun bu kadar basit, tekdüze ve sıkıcı olmadığını biliyoruz. Bir şair şiirlerin yani sıra pekâlâ bir roman-cı-da, iyi filmlerden, dizilerden hatta şiir gibi top oynayan bir futbol takımından, türkülerden, müzik gruplarından etkilenebilir. Hatta aksi mümkün değil. Bunu konuşurken Furkan’a aşağı yukarı böyle söylediğimi hatırlıyorum. “Benim öykücü olarak hamurum sadece Sait Faik, Bilge Karasu, Borges, Mustafa Kutlu, Calvino, Vonnegut tarafından karılmadı. Inception, Matrix, Doctor Who, Yüzüklerin Efendisi, İsmet Özel, Sezai Karakoç hatta babaannem de en az usta öykücüler kadar beni inşa ettiler. Cümle bu kadar nizami değildi elbette, Furkan da nizami bir tepki vermedi zaten. Heyecanla birlikte listelerimizi oluşturup yazmamız gerektiğini söyledi. Sonra Güray ve Mustafa da! Böylece yeterli sayıya ulaştık. Ne diyorduk? Aynı kuşaktan dört kişi her sayı bizi etkileyen “şey”ler den bahsederken şunu sormuş olacağız: Kim var imiş biz burada yoğ iken? şunu da: Biz kimlerden oluşuyoruz? Bu soruları her sayı başka şair ve yazarlara sorsak da kıymetli olurdu. Ama bu fikir dördümüzü heyecanlandırdı. Aslında Mustafa, Güray, ve ben kendi edebiyat atlasımızı çıkarmak için Post Öykü’yü araç olarak kullanacağız. Bir dergi de bu işe yarar zaten. Belki bu liste, kazı, arayış okurların da ilgisini çeker. Doğrusu ben okur olsam ilgimi çekerdi. Buyurunuz Zarifoğlu’nun da dediği gibi: “aha size son atım”ız.”

Doğrusu okur olarak bizim ilgimizi çekti. Bakalım bu köşede daha hangi güzellikler bizi bekliyor.

Bu sayının öykücüleri; Güray Süngü, Can Acer, Nursena Yıldız, Yavuz Ahmet, Kürşat Çelik, Emre Ergin, Ertuğrul Emin Akgün, Hafsa Esen, M. Fatih Kutlubay, Remzi Şimşek, Şeyda Arslan… Bir de İranlı usta öykücü Belkıs Süleymani ve Portekizli öykücü Gisela Casimiro’dan birer çeviri öykü yer alıyor.

Cemal Şakar ve Özkan Gözel ise dergiye kuramsal yazılarıyla katkı sunan yazarlar.

Ve son olarak klasikleşen köşe Post Kitap ile yeni çıkanlar yeni çıkmış kadar bizi heyecanlandıran kitaplar dikkatlerimize sunuluyor.

Belki bunları da beğenirsin...